Deniz:İçtin mi sen yine?
İçince kötü biri oluyosun dedim sana kaç kere
Ben gidiyorum.
Akın:Ben zaten kötüyüm kızım...
0:20:12 - Çakal (2010)
I'll join with black despair against my soul, And to myself become an enemy.
1.5 sezondur takıma düşebileceği en dip noktaları gösteren Stramaccioni'yi kovan Moratti, Mazzari'yi getirdi.9. bitirilen sezonun ardından beklenen sonuçtu bu.Stramaccioni döneminde Inter sadece maç, para veya sıralama değil çokça itibar da yitirdi.Nerdeyse her hafta değişen diziliş hiçbir zaman takıma kişilik kazandırmadı.Büyük küçük demeden her rakibi kendi yarı sahasında bekleme hastalığı zaten kapasitesi vasat olan kadronun güvenini de dip yaptı.Silvestre, Schelotto, Mudingayi, Gargano, Kuzmanovic, Rocchi gibi Inter'i rüyalarında göremeyecek isimlerin takıma katılmasına izin veren Strama, 3 sene önce ortalığı süpüren Inter'i sıra takımına dönüştürdü.Mazzari'nin ise 3 senede Napoli'yi getirdiği seviye ortada.Belki bu bütçe yapısı ve yetersiz kadroyla gelecek sezonda şampiyonluk hayal olacak ancak hiç değilse sahada mücadele eden, hücum yapmaktan korkmayan bir takım olacak.Takım yenik duruma düştüğünde ağlamaklı suratıyla kulübede çaresizlik timsali veren değil, hırslı - bağıran çağıran, maçı yaşayan bir hocası var artık Inter'in.
Açıkçası Chiellini'nin yokluğunda Rooney'li İngiliz hücumu maç öncesi kağıt üstünde endişe vericiydi.Ancak hepsi o, kağıt üstünde.İki takım sahaya çıkıp yarı final için kapışmaya başladığında 4 tipik orta sahalı İtalya'nın, iki kanat - iki göbek oyuncusuyla sadece boşluk kollayan İngiltere'ye kurduğu üstünlük maçın akıbetini de belli etmişti.Beceriksizliğin doruklarındaki Balotelli ile top ezme konusunu abartan Cassano'ya rağmen %64 topla oynama oranıyla, 20'si kaleyi bulan 35 şutla maçı bitirdi İtalya.Bu İngiltere'nin yetersizliğini açıklasa da tüm uzatmaları penaltılara götürmek için Chelsea stili kapanan İngiliz oyuncuların yüzündeki korku ve güvensizlik vuruşlar sırasında da devam edince İtalya hakettiği şekilde yarı finale yükseldi.Tüm kadrosu Primier Lig oyuncularından oluşan İngiltere ise bir kez daha kendi futbolcularını abartmanın sonucunu ödedi.Yarı finalde turnuvadaki en büyük iki favoriden biri olan Almanya karşısına çıkacak olan Prandelli'nin öğrencileri gerçek bir sınav verecek.Ya Almanya'nın hareketli ve tempolu hücumları karşısında sendeleyecek ya da Pirlo şefliğinde orta sahasına ihanet edercesine oynayan forvetlerinin kendine gelmesiyle finali yakalayacak.
Kadronuzda hiç yabancı olmayacak, rakibiniz Şampiyonlar Ligi'nde yaşadığı hezimetten sonra bu kupaya çok sıkı sarılan İngiltere'nin en iyi iki takımından biri United olacak, maç Old Trafford'ta olacak...Herhalde herhangi bir takım için alacağı kötü sonucun doğal mazeretleri olabilirdi bunlar.Ama Bilbao için değil.Maçın başlama düdüğüyle birlikte rakip sahaya yığılan, sürekli basan, top kapan, pas yapan bir Athletic vardı dün gece.Sıkıcı denilen Manchester şehrinde bir futbol ziyafeti sundular tüm dünyaya.Öyle ki ilk şutunu ve golünü 21'de atan Manchester'a ne coşku yakalama, ne de tempo yapma fırsatı verdiler.Futbolda son şampiyonalara ambargo koyan İspanya'nın anlayışını benimsemiş bu genç Bask takımı uzun süre sonra bir maçın tekrarını izlettirdi bana da.Pas yapısı ve sahaya yayılışıyla çokça Barcelona, pres gücü ve fizik kaliteleriyle de Mourinho'nun Madrid'inden birşeyler vardı çaresiz Ferguson karşısında.Barca'da Busquets'in defansın önünden yaptığı işi cesarette bir adım ileri götürerek orta saha oyuncusu Javi Martinez'i stopere yarleştirip yapan Bielsa, diğer stoper San Jose dışında tüm takımın hücum yaptığı müthiş bir takım yaratmış.Sezon başında Bilbao'ya verdiği söz nedeniyle Inter'in teklifini reddeden Bielsa, total ve hücum futbolu üzerine kafa yorup bunu sahaya yansıtan en önemli isimlerden biri olduğunu gösterdi.
Sahanın her bölgesinde çoğalan Athletic'te hücumda Llorente'nin yanında sürekli saldıran Susaeta ve bana stiliyle Cassano'nun ilk zamanlarını hatırlatan Muniain maçın yıldızıydı.1,69'luk genç Basklı'nın artıları daha hızlı ve daha ciddi olmasıydı.Eğer De Gea'nın iyi performansı olmasa Manchester tarihi fark da yiyebilirdi.Ne Manchester'ın ikinci yarıda hırslanması ne de Ferguson'ın değişiklikleri oyunun gidişatını değiştirmedi.Rooney'i defansın solunda adam kovalayıp, ileri top şişirirken görmek United'ın yaşadığı eziyetin kısa bir özetiydi aslında.Sonuçta Bielsa'nın takımı 3 atıp çokça kaçırıp evine oldukça avantajlı döndü.''La Liga'da Barca ve Real diğer takımlar çok güçsüz olduğu için bu puan farkına ulaşıyor'' diyenlere; Valencia, Athletico Madrid ve mükemmel futboluyla Athletic Bilbao'nun son 8'e kalmasıyla La Liga tokat gibi bir cevap vermiş olacak.Bize düşense artık özellikle Bilbao maçlarını daha sık, daha dikkatli ve severek izlemek...
Bugün bir dönemin bittiğinin kanıtıdır Inter'de.Yorgun bacaklar, eğik kafalar, hedefsiz isimlerle dolu bir kadro kaldı geriye, 2 yıl önce herşeyi kazanan takımdan.Yönetimden başlayan hatalar zinciri bir sezonun, itibarın, geleceğin kaybedilmesiyle sonlandı.Şampiyonlar Ligi'nin dışında kalma tehlikesi ise en yakın ihtimal artık.En ağır stoperi, en yaşlı oyuncu ortalamasını, yönünü ve motivasyonunu kaybetmiş oyuncuları kadrosunda bulunduran takım, lakabı ''Kaybeden'e'' çıkmış Ranieri'ye de teslim olunca, çaresizlik içinde kaldı.Tek hücum planı Di Vaio'yu defans arkasına sarkıtmak olan Bologna'dan 3 gol yemek için uğraşması gerekir bir takımın.Bunu da başardılar dün gece.Plansız hücumlar, Pazzini'ye şişirilen toplar, yaratamayan oyuncular.Olabilecek en kötü senaryo gerçekleşti Inter için.Baş suçlu Moratti'nin şapkasını önüne koyma zamanı artık.Çünkü maç sonu ''Mou'' diye inleyen, başarıya alışmış taraftarın sabrı taşmış durumda.
Luis Enrique'nin yeni Roma'sında kesinleşen ilk transfer Bojan Krkic oldu.Barca altyapısında gol rekorları kıran Bojan, 17 yaşından beri forma bulduğu A takımda beklenen patlamayı bir türlü yapamamıştı.Gol sezisi ve oynama isteği üst düzeyde olan 20 yaşındaki oyuncunun Serie A'da etkili olması için zayıf fiziğini mutlaka geliştirmesi gerekiyor.Bojan'ın Roma'ya bedeli ise 10 milyon euro.
Milan, İtalyan futbolunda geleceğin en büyük yıldızlarından olması beklenen 18 yaşındaki Stephan El Shaarawy'nin bonservisinin yarısı için Genoa'yla anlaştı.Mısırlı babasından dolayı Arap soy ismi taşıyan İtalyan oyuncu bu sezon kiralık olarak formasını giydiği Padova'yla gösterdiği performansla başta Inter olmak üzere birçok takımın listesindeydi.Sol kanatta hücuma dönük ve forvet arkasında oynamayı seven ''Little Pharaoh'' (Küçük Firavun) lakaplı El Shaarawy, koyu bir Milan taraftarı olduğunu açıklamasının ardından zaten birçok transfer dolayısıyla Genoa'yla sıkı ilişkiler içinde olan Milano kulübüne, Alexander Merkel ve 7 milyon euro karşılığında geçiş yaptı.
1994 Dünya Kupası'nda İtalya'ya elenirken Tasotti'nin dirseğiyle burnu kırılmış, yüzü bu hale gelmişti Luis Enrique'nin.Yıllar sonra tekrar İtalya'yla yolu bu kez Roma sayesinde kesişti.Gijon'da başlayan futbol kariyerini 5 sene Real'den oynadıktan sonra, idol isimlerden olacağı Barcelona'ya geçip orada da sonlandırmıştı.Hırsını, tutkusunu tekniğiyle birleştiren, defansın sağından forvete kadar farklı bölgelerde oynayabilen Luis Enrique, emeklilik kararından sonra 3 senedir Barcelona B takımını çalıştırıyordu.Guardiola'yla sürekli temas halinde olan B takımı da tıpkı A takım gibi kısa pas, güzel ve hücum futbolu anlayışını benimsemişti.Spaletti döneminde Avrupa'nın en iyi futbol oynayan takımlarından biri olan Roma'yı yeni Amerikalı sahiplerinin yapacağı ciddi transfer takviyeleriyle Luis Enrique yönetiminde güzel günler bekliyor.
2010 Dünya Kupası'ndan sonra 2011-12 Şampiyonlar Ligi'nde de sürprize yer olmadı ve Barca birkez daha kazandı.Dünya Şampiyonu İspanya iskeleti ve dünyanın en iyi futbolcusuna sahip Katalanlar finalde beklemediği kadar kolay geçti Manu'yu.Finale kadar gol yağdırarak gelen Barca yarı finalde zorlu Real eşleşmesini geçtikten sonra kazanmıştı aslında kupayı.Çünkü her zaman abartılan Primier Lig'de, Barca'yı zorlayacak ne tempo ne de oyun anlayışı olmadığı bilinen bir gerçekti.Alex Ferguson'ın da yanlış tercihleri Barcelona'nın ekmeğine yağ sürünce gece oldukça kolay geçti.İlk 10 dakikaya gazla başlayan Manchester'ın yapıp yapabileceği de o kadardı.10. dakikadan sonra topu ve üstünlüğü alan Barcelona kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı.Busquets, Xavi ve Iniesta'lı üstelik Messi'nin de desteklediği orta saha kurgusu, karşısında Carrick ve Giggs gibi direnci düşük oyuncular bulunca sadece gollerin zamanını tahmin etmek kalmıştı geriye.İleride yardımsız gol bulması çok zor olan Hernandez'i, Pique'nin kucağına atan Ferguson maçın büyük bölümünü titreyerek izlemek zorunda kaldı ki Sir'ün Barca'ya karşı taktik olarak yeterince hazırlanamadığının kanıtıydı bu.İleride top tutabilecek Berbatov'u karoya dahi almayan Ferguson bitik Owen'ı kulübesine alarak artık bu işi bırakması gerektiğini de gösterdi.Halbuki hücumda Nani ve Valencia'nın Rooney'i kanatlardan desteklediği bir üçlü ile, orta sahada ise Anderson, Park ve bozacak üçüncü bir oyuncu (Fletcher'ın yokluğunda belki de O'Shea) ile sahaya çıksa belki de bu kadar ezilmeyebilir, hızlı çıkışlarla defansta oynamaya alışık olmayan Mascherano'nun da vereceği açıklarla şans yakalayabilirdi.Ancak Rooney'in ilk yarıda ofsayttan attığı beraberlik golü dışında pozisyon dahi bulamadı İngiltere Şampiyonu.İkinci yarıda baskıyı artıran Barcelona, Messi önderliğinde yavaş Manchester defansının göbeğine yüklendiğinde sık sık şut imkanı buldu ve golleri yaptı.Tek taraflı geçen maçın sonunda Messi'nin İngiliz savunmaları karşısında zorlanacağı saçmalığı birkez daha çürüdü.Henüz 23 yaşında olan Arjantinli böyle giderse Maradona falan da anılmayacak bir süre sonra.Eğer büyük sakatlıklar olmazsa veya Mourinho'nun Real'inin birkaç kademe atlayıp Barcelona'yı yakalama planı gerçekleşmezse Katalanların Avrupa Futbolundaki hakimiyetinin süreceği gerçeği de gözümüze sokuldu dün gece.Kupa seromonisinde 2,5 önce ameliyat olan Abidal'ın kaptanlık bandıyla kupayı kaldıran isim olması ise unutulacak gibi değildi.
NBA'de Playoff'lar başladı.İlk sürprizi şampiyon Lakers'ı Stapless Center'da 109 - 100 yenen Hornets yaptı.New Orleans'ın All Star oyun kurucusu Chris Paul unutulmaz perfoormanslarından birini çıkararak 33 sayı, 14 asist, 4 top çalmayla adeta şov yaptı.Lakers'ta Kobe 34 sayıyla direnirken, Gasol hayalet gibiydi.
18 güne sığacak olan 4 El Clásico'nun ilki hafta sonunda beraberlikle sonuçlanırken Barcelona'nın pas oyununa Real'in yüksek fizik gücüyle direnmesi kimi kesimlerce çokta beğenilmese de bence oldukça üst düzey geçti.Pepe'nin bozmaya çalıştığı Barca orta sahası zaman zaman işleyip defans arkasına yine mükemmel toplar attı ancak Villa'nın beceriksizliği bu kez farkın açılmasını önledi.10 kişi kalan Real, seyircisi ve kulübeden gelen destekle beraberliği kurtardı.Penaltılardan gelen goller ve tartışmalı pozisyonlar maçtan sonra çokta konuşuldu beklenildiği gibi.Ancak maç sonrası basın toplantılarında sözü ilk alan Guardiola gecenin en etkileyici ismiydi.Çoğunluğun fikrine göre ilk yarıda bir penaltısı es geçilen takımı, Marcelo'nun abartısı sonucu ucuz bir penaltıyla beraberliğe düşse de hakem hakkında konuşmayı reddetti.Kendine güveni had safhada olan Pep, ağzıyla su şişesini açarken de, tırnağının kenarını kemirirken de rahat tavırlarıyla dikkat çekti.Ne istediğini bilen, takımının oyun düzeyini sürekli yukarı taşımaya çalışan görüntüsünün yanında, rakibi Mourinho'ya ve Real'li oyunculara duyduğu saygıyla da, herkesin gözünde biraz daha büyüdü Guardiola.
Yakın takipçileri Inter ve Napoli'nin yenildiği haftada lider Milan, zirvede yalnız kalıp zafer şarkıları söylemeye başladı bile.Ligde kalma mücadelesi veren Sampdoria'yı konuk eden Milan, iki ay önce yuhalanan Seedorf'un son maçlardaki müthiş formunu devam ettirdiği maçta rahat bir galibiyet aldı.İkinci yarıda hakemin yarattığı penaltının da etkisiyle Sampdoria'nın tüm direnci kırıldı.Ibrahimovic'in cezasına, Pato'nun da sakatlığının eklenmesi Milan'ın önündeki maçlar için önemli handikap olsa da bu saatten sonra koltuğu bırakmaları büyük hayalcilik olur.Hafta içi Şampiyonlar Ligi'nden elenen Inter, Leonardo'nun tuhaf kararlarıyla Maicon ve Motta'nın kadro dışı olduğu, Sneijder'in yedek başladığı maçta Parma'ya kaybederek felaket gidişini sürdürdü.Leo, artık herkesin tiksindiği Chivu'yu oynatmak için son iki maçın en iyisi Nagatomo'yu sağ beke çekti.Orta saha dörtlüsünü Zanetti, Cambiasso, Kharja ve Stankovic'ten oluşturan Brezilyalı doğal olarak takımının hiçbir şey üretememesinde baş suçluydu.Kenar ortası alamadığında vasat bir oyuncuya dönüşen Pazzini tüm maç dolaşırken, defansın arasında sıkışan Eto'o da varlık gösteremedi.
Kazanma hırsını yitirmiş, yorgun ayaklarla artık yolun sonuna gelindiği belgelendi Parma deplasmanında.Elini ağzına götürüp çaresizce sahada olan bitenin heyecanını yaşayan Leo, büyük ihtimal sezon sonu yolcu olur.Moratti ve Branca'nın yaz döneminde yaptığı transfer cimriliği hatasıyla başlayan sezon, zorlu maçların nerdeyse çoğundan hayal kırıklığıyla ayrılan Inter'in geçen sene kazandığı üç kupadan ikisini şimdiden bırakmasıyla devam ediyor.Yaz dönemi yapılacak değişim için planlamalar ise nihayet başladı.Materazzi, Cordoba, Milito, Chivu, Pandev, Kharja, Suazo, Muntari, Stankovic isimleri gelecek dönem için ayrılığa en yakın olanlar...
San Paolo'da, Sanchez ve Di Natale'den yoksun Udinese'yi ağırlayan Napoli bu kez fırsatı iyi kullanamayarak haftayı puansız kapadı.Gökhan Inler'in mükemmel golüyle öne geçen Udinese, Armero'nun getirdiği topta Denis'le galibiyeti perçinledi.Matador Cavani bu kez penaltıyı kaçırıp Inter'in hiç değilse ikincilik mücadelesinde kalmasını sağlamış oldu.Yeni sahibinin ilk maçında Roma sayısız gol pozisyonunu değerlendiremeyince Palermo'ya evinde boyun eğmek zorunda kaldı.Mexes ve Juan'ın yokluğunda mecburiyetten oynayan Loria, Burdisso ikilisi Abeel Hernandez'in golllerinde refakatçi gibiydi.Juve ise Fiorentina deplasmanında sadece defans yapıp bir puanı zor kurtardı.Lazio Hernandes ve Zarate'nin çok iyi oynadığı maçta Catania'yı 4 golle geçerek Inter'le puan farkını 3'e indirdi.