Deniz:İçtin mi sen yine?
İçince kötü biri oluyosun dedim sana kaç kere
Ben gidiyorum.
Akın:Ben zaten kötüyüm kızım...
0:20:12 - Çakal (2010)
I'll join with black despair against my soul, And to myself become an enemy.
2008 yapımı Felon, Amerika'da artık nerdeyse bir türe dönüşmek üzere olan hapishane temalı bir film.Wade Porter(Stephen Dorff) evlenmek üzere olduğu sevgilisi, çocuğunun annesi Laura ile mutlu bir hayat sürerken bir gece aniden hayatı değişir.Evlerine giren hırsızı kovalarken elindeki beyzbol sopasını kullanınca hırsızı mezara, kendisini cezaevine gönderir.Ölümün evin bahçesinde olması sebebiyle bir nefsi müdafa da söz konusu olmadığı için Wade ağır ceza mahkumlarıyla aynı yere sevkedilir.Bu sevk sırasında otobüste gerçekleşen cinayete de bir şekilde bulaşan Wade, sorguda işbirliğine yanaşmayınca cezası katlanır ve kendini azılı suçluların, seri katillerin yattığı yüksek güvenlikli cezaevinde üstelik gardiyanların tuhaf yöntemleriyle sürekli dövüşmek zorunda olduğu bir durumda bulur.Wade'e hayatının en zor döneminde yardım beklemediği birinden, hücresini paylaştığı müebbet mahkumu John Smith'ten (Val Kilmer) gelir.
Öncelikle Val Kilmer'ı sonunda adına yakışır bir yardımcı rolde görmek mutluluk verici.Sakalı, dövmeleri, kendi yarattığı felsefesiyle John Smith rolünün altından hakkıyla kalkmış Kilmer.Wade'in güzel sevgisi Laura'yı oynayan Marisal Nichols ile cezaevindeki teğmen Jackson rolündeki Harold Perrineau'nun da performanslarıyla oyunculuk bakımından eli yüzü düzgün bir iş çıkarmış yönetmen Ric Roman Waugh.Özellikle kavga sahnelerinde kullandığı yakın çekimle temponun düşmesini de önlemiş sıklıkla.Cezaevinde yaşamanın ya da çalışmanın insanlara, onların ailelerine etkisini, mahkum psikolojisini gerçekçi performanlarla yansıtan başarılı bir yapım Felon.
Klip yönetmenliğinden gelen Hollandalı Anton Corbijn'in yönettiği ''The American'' kiralık katil rolündeki Clooney'in sürüklediği bir film.Jack (Clooney) alışık olunmadığı üzre kendisine kız arkadaş edinmiş, sonucunda da nedenini bilemediğimiz ve film boyunca öğrenemediğiz şekilde İsveçliler tarafından saldırıya uğramıştır.Patronu Pavel tarafından İtalya'da Castelvecchio adlı bir kasabaya saklanması ve Mathilde isimli başka bir suikastçiye silah yapması için yollanır.Demirden, silahtan iyi anlayan Jack bir yandan dürbünlü tüfeği yaparken diğer yandan kendisini orda da bulan İsveçlilerle uğraşır.Asosyal ve yalnız bir hayat süren Jack, gittiği randevu evinde tanıştığı güzel fahişe Clara'yla samimiyeti ilerletince patronunun hışmına uğrar ve yaptığı silah üzerinde denenmek ister.
İtalya'nın güzel doğa görüntüleri ve Clooney'in soğuk bakışlarıyla hakkını verdiği rolünün (özellikle finalde vurulduktan sonraki direksiyon başındaki hali) dışında fazla bi numarası olmayan film, kurallarını yıkanın ve silahla yaşayanın mutlu olamayacağı klişesiyle sona eriyor.Aksiyon sahnelerine gerekli özen verilmemiş hatta vurulma sahnesindeki mantık hatası da can sıkıcı.Clooney için izlenir mi? İzlenir, daha sonra takasa verilir.
Son zamanlarda artık alışılagelmiş hale gelmeye başlayan fırlama siyahi polis ile olgun beyaz polisin maceralarının anlatıldığı Cop Out basit konusunun yanında vasatın üstü esprileriyle sıkılmadan izleniyor.Seann William Scott'ın da kaçık bi hırsız rolüyle katkı yaptığı filmde Tracy Morgan'ın Monster Ball'daki Halle Barry taklidi görülmeye değer.
Yıllardır sabit kötü adam rolüne yapışmış Danny Trejo'ya baş rol verip ondan kahraman yaratma fikri Grindhouse: Planet Terror'da iyi bi espri olarak kalmıştı akılda.TV'de gözüken Machete fragmanı klasik Amerikan aksiyonlarına göndermesiydi Rodriguez'in.Ancak bunu bütün bir filme yayma fikri ancak onun uçukluğunda bir yönetmenden beklenirdi.Başından
Evet bu kez karizmatik Amerikalı yerine çirkin Meksikalı başrolde.Güzel kızları götüren, yeri geldiğinde onlarca kişiye karşı savaşan, belediye başkanının, hatta CIA'in kirli çamaşırlarını döken yine Meksikalı.Artık gittikçe sıkan Desperado numaralarını da filmin sonuna serpiştiren Rodriguez'in, bir yandan eğlenip, bir yandan para kazanması, bunun yanında olur olmaz her Amerikan karşıtı şeye alkış tutmaya meraklı sinema seyircisini de yanına alıp kendi ülkesinin milliyetçiliğini de yaparak amacına ulaşması iyi hoş kendi açısından tabiki.Ama iyi film izlemek derdinde olanlar için Kurtlar Vadisi, hatta yer yer Battal Gazi tadı veren iki saate yakın sabun köpüğü, Rodriguez'in kariyerinde umarım Sin City gibi başyapıtlar için para kazandığı filmlerinden biri olarak kalır.Ama Rodriguez bu, Machete'ye devam filmi yapıp abartabilir de.İsim aramasına da gerek yok bu kafayla ''Viva la Mexico'' deyip işin içinden çıkar.