
Dünya Kupası Finalinin ardından İspanya soyunma odası.Budweiser ve Jupiler sponsorluğunda...
I'll join with black despair against my soul, And to myself become an enemy.
Tarihinde hiç kazanamamış olmasına rağmen turnuvaya en büyük favori olarak başlayan İspanya'nın zaman zaman futbol dersi verdiği Dünya Kupası hakettiği şekilde sahibinin oldu.İspanya neden kazandı?Buna bakarsak artık tüm dünyaya futbolun 11 kişininde oynaması gereken bir spor olduğunu kanıtladılar derim.Artık en iyi olmak için tüm futbolcularınız fizik olarak yeterli olmak zorunda, hemen hepsi iyi top kullanmak zorunda.Sahadaki defansif görev adamlarının da oyuna girmek zorunda olduğu, hücum oyuncularının adam kovalayıp, pres yapması gerektiği bir futbol düzeni var artık.Ve artık kaçak dövüşenlerin, korkak sistemlerin kazanmasının çok zor olduğu bir oyun futbol, bunu gösterdi bize İspanya.
JULIO CESAR - BREZİLYA:Dünyanın en iyi kalecilerinden Cesar, Brezilya'nın en güvendiği isimlerin başında geliyordu.Tüm maçlarda 90 dakika oynayan Cesar, Fildişi, Portekiz ve Şili maçlarında bazı kurtarışlar yapsa da genelde kalesinde çok önemli tehlikeler yaşamadı, ta ki Hollanda maçına kadar.Maçın anti kahramanı Felipe Melo'nun kafasını sokması sayesinde boşa çıkıp hatalı golü yemiş oldu.Sneijder'in kafa golünde ise yapacağı birşey yoktu.
LUCIO - BREZİLYA:Kaptanlığınıda yaptığı takımının tüm maçlarında defansın liderliğini üstlenen Lucio, Juan ve Maicon'la birlikte Brezilya'nın kupadaki en iyi ismiydi.Tecrübesini her maçta sahaya yansıttı.Gerekli anlarda topla yaptığı kendine has çıkışlarıyla hücumlarıda başlattı.Portekiz karşılaşmasında maçın adamı seçildi.
DOUGLAS MAICON - BREZİLYA:Dünyanın en iyi sağ beki yoğun geçen sezona rağmen oldukça diri gözüktü.Her maçta kalitesini, klasını ortaya koydu.Mevkisinin açık ara en iyisi olduğunu birkez daha kanıtlayan Maicon, Kore maçında kilidi açan golü atarken, Şili maçında Juan'ın golüne asist yaptı.
WALTER SAMUEL - ARJANTİN:Maradona'nın sıcak baktığı ender Interlilerden olan Samuel, Arjantin'in ilk iki maçında görev alırken Güney Kore maçının son dakikalarında arka adelesinden sakatlandı ve kalan üç maçı kaçırdı.Her zamanki gibi sağlamcı ve güven veren oyunuyla görevini yaptı.Oynamadığı Almanya maçında Arjantin'in dörtlük olması önemini gösterdi.Onunla beraber diğer Interliler Cambiasso ve Zanetti Almanya karşısında olsaydı büyük ihtimalle yarı finale Arjantin çıkardı.
DIEGO MILITO - ARJANTİNSezonun en formda golcülerinden biri olarak geldiği Afrika'da Maradona tarafından iki maçta toplam 90 dakika şans tanınmasıyla hayal kırıklığına uğradı.Nijerya maçında son 10 dakikada oyuna giren Milito, Yunanistan maçında ilk onbir başlayıp 80 dakika sahada kaldı.Bu süre içinde istediği gol pozisyonlarını bulamayınca Maradona bir daha da yüzüne bakmadı.Maradona'nın (kendi tabiriyle Muhammed Ali'den yumruk yemiş gibi hissettiği) Almanya maçında dahi sahada dökülen Higuain ve Tevez'in yerine oyuna Milito'yu sokmaması yaşadığı sersemlikten olsa gerek.
RENE KRHIN - SLOVENYA:Geçen sezon nerdeyse hiç şans bulamamasına rağmen aday kadroya çağrılması potansiyelinin bi göstergesi.Genç yaşında bu organizasyonun havasını soluması bile ona çok şey katacaktır.Vasat Sloven takımında üç maçta da oyuna giremedi ancak girse rahatlıkla oynardı.
DEJAN STANKOVIC - SIRBİSTAN:1998'de Yugoslavya, 2006'da Sırbistan-Karadağ forması giyen Stankovic bu kez Sırbistan formasıyla sahaya çıkarak tarihe geçti.Kağıt üstünde oldukça güçlü gözüken ve sürpriz yapması beklenen Sırbistan'ın kaptanıydı.Ancak hayal kırıklığı yaratıp gruptan çıkamayan takımında o da vasatı aşamadı.
SULLEY MUNTARI - GANA:2006'da Gana'yla çok iyi performans gösteren Muntari 2010'da beklenmedik şekilde yedek kaldı.Ancak yerine tercih edilen Ayew, Asamoah, Annan gibi isimler çok iyi oynayınca kimse bu kararı sorgulamadı.3 maçta sonradan oyuna girip, 1 maçta ilk onbir oynadı.Toplam 125 dakika şans buldu.Ayew'in cezası nedeniyle sol açık oynadığı Uruguay maçında perdeyi açan isimdi.
SAMUEL ETO'O - KAMERUN:Turnuva öncesinde haksız yere Roger Milla tarafından eleştirilen Eto'o dağınık ve ne oynadığı çözülemeyen Kamerun'un ayakta kalan tek oyuncusu, aynı zamanda kaptanıydı.Japonya maçında gol bölgesinden çok uzakta oynatılmasına rağmen önemli pozisyonlar hazırladı.Danimarka maçında takımını öne geçiren, Hollanda maçında beraberliği getiren golü attı.3 maçıda kaybetmeleri Eto'o'nun değil takımının kötü olmasındandı.
WESLEY SNEIJDER - HOLLANDA:Şu bir gerçek ki Sneijder olmasaydı Hollanda bugün finalde olmayacaktı.Şu ana kadar 6 maçın hepsinde oynadı 4'ünde maçın adamı seçildi.5 golle Villa'yı Gol Krallığında yakaladı.Gollerinin üçünde topun rakiplerine çarpıp ağlarla buluşması şansı, sürekli denemesi kendine olan güvenini gösterdi.Altın onbire girmeyi şimdiden garantiliyen Sneijder en değerli oyuncu ödülü için de en önemli adaylardan.Hollanda'nın finali kazanması durumunda 2010'daki 4. kupasını kaldıracak olan Sneijder şüphesiz Dünya Kupasındaki en başarılı Inter'li oldu.
En büyük favori İspanya beklenildiği gibi finale kaldı.Eğer kazanırsa 72-74'te sadece Almanya'nın başardığı Avrupa Şampiyonluğu arkası Dünya Şampiyonluğunu kazanacak.Nihayet Torres'i kulübeye, Pedro'yu ilk onbire alarak başladı İspanya.Bu da zaten sürekli sahip oldukları topla daha da etkili olmalarını sağladı.Pedro laubaliliği yüzünden kaçırdığı gol dışında çok iyi oynadı.Xavi, Iniesta, Alonso'nun pas trafiğiyle Almanya'yı sürekli zorlayan İspanya golü beklenmedik şekilde kornerden buldu.Uzun Alman stoperlerin arasında geriden bomboş gelen Puyol kafayı vurdu, İspanya'yı finale taşıdı.Puyol aynı golü 6-2'lik maçta Real'e de atmıştı.Golün öncesinde Almanya'nın en net pozisyonunda Kroos zayıf vurdu, fırsatı harcadı.İlk yarıda Mesut'un yerde kaldığı pozisyon bence penaltıydı.Yine de maçın büyük bölümünde topa hakim olan, topu koşturan, pozisyon bulan İspanya kazanmayı sonuna kadar haketti.Finalde Sneijder-Robben extra bişeyler yapamazsa kupa İspanyolların olacak gibi.Oynadıkları futbolla her maç orta sahada rakiplerine üstünlük sağlayan, Barcelona'nın ve İspanya'nın dünya futboluna yaptığı katkılardan ve sundukları temaşa zevkinden dolayı Xavi-Iniesta'nın heykeli dikilmeli Barselona şehrine.Mümkünse top ayaklarına yapışık halde resmedilmeli...
Finale kalan ilk takım Hollanda olurken kupanın Avrupa'da kalacağı da kesinleşti.Dünya Kupasında son üç takımın ve bu sene Şampiyonlar Ligi finalisti takımların ortak özelliği hepsinin aynı sistemle 4-2-3-1 oynaması.2 defansif 3 hücumcu orta saha-forvet kırması oyuncuların skor bulmasıda bu sistemin temel noktalarından.5 takımın beşlisine bakarsak;
Makina düzenindeki Almanya sistemsiz, düzensiz Arjantin'i eleyince destekleyecek takımda kalmadı.Hollanda'nın finaldeki rakibi Almanya mı İspanya mı izleyip görüceğiz.Önceki gün Maradona'nın sataştığı Schweinsteiger önderliğinde şov yapan Almanya sayesinde artık takım oyununun olmazsa olmaz olduğu kanıtlandı.Messi - Maradona karşılaştırmaları yapılacaktır yine yarından itibaren.Bu zamanın futbolunda, bu anlayışla, Messi yerine Maradona olsa sonuç farklı olmazdı.
Karşısına dişli takım çıktığında Cambiasso, Zanetti hatası açıkça ortaya çıktı Maradona'nın.Keşke efsaneler sürekli devam etse ama ne yazık ki olmuyo.Maradona'da kendi döneminde kalan oyun sistemiyle Arjantin'in eve dönmesine sebep oldu.Günün diğer maçında İspanya beklenenden zor bi galibiyet aldı.İspanya'da değişen bişi olmadı yine dökülen Torres, yine sahne alan Villa.
Dünya Kupasında birkez daha gösterdi kim olduğunu.Hız, teknik, yaratıcılık, sorumluluk herşey var bu adamda.Dünyanın en iyi futbolcuları sayılır sık sık.Evet Messi en iyisidir, arkasından Ronaldo gelir.Xavi, Iniesta, Ibrahimovic, Ronaldinho, Kaka, hatta İngilizlerin kartonları Rooney, Gerrard isimleri bile geçer.Nedense bir türlü akla gelmez Robben.''İmajın futbolcu bonservisine göstergesi'' demiştim Torres için.Ters orantısı görülür Robben'de bu olayın.Acaba Arjen Robben saçlarını kaybetmiş, yüzü reklam panoları için tercih edilmeyen biri değilde; yakışıklı ve arkasına medya ordusunu almış bir İngiliz olsaydı Real'den bu kadar rahat gönderilebilir miydi? Messi, Ronaldo derken arkasından Robben diye eklemeden geçilir miydi!!! Ya da Mirko Vucinic karizmatik bir İtalyan ya da İspanyol olsaydı şu anki bonservis bedeli üç katına çıkmaz mıydı!!!

Futbol bu yüzden şaşırtıcı ve güzel.45 dakika sonunda hanesinde asist, kazanılan toplar ve olumlu fubol yazan bi adamın ikinci yarıdaki 15 dakikasıyla takımı adına herşeyi berbat edebileceğini görebildiğimiz bir oyun bu.Dramı her zaman bol olan bu oyunda günün aktörü bu sezon Serie A'da ''yılın bidonu'' seçilen Felipe Melo oldu.Evet maç Melo'nun derin pasında henüz neden sahada olduğunu kavrayamayan Oijer'in hatası sonucu Robinho'nun golüyle başladı.Hollanda'nın en önemli silahı Robben'e gelen ikili - üçlü sıkıştırmalar dersine çalışmış Brezilya'yı gösterdi devre boyunca.Ancak Bastos'un aldğı kart, Brezilya'nın gelmeyen ikinci golü devreye umutlu girmesini sağladı Hollanda'nın.
İkinci yarıya arkasında Van Bommel ve Sneijder'in desteğini alarak başlayan Robben'in kanadından yüklenerek başladı Hollanda.İlk yarı iyi idare eden Bastos'un ikinci yarı aksadığı görüldü Uçan Hollandalı karşısında.Gilberto Silva'nın yaşlı ayakları da yorulunca her yere yetişmek isteyen Felipe Melo kaderini yazdı maçın bi anlamda.Önce kalecisinin yumruklayacağı topa kafasını sokarak kendi kalesine gol attı, daha sonra kornerde Sneijder'i kaçırarak ikinci gole sebep oldu.Hızını alamayıp Robben'in bacağına basınca kırmızı görüp 10 kişi bıraktı Brezilya'yı.Elbette yorulan G.Silva'yı, vasat Hollanda stoperleri arasında yokları oynayan Fabiano'yu bu kadar oyunda tutup, yenik duruma düştüğünde B planı olmayan Dunga'da, Melo kadar yenilgide pay sahibidiydi.
Sahi kulübede Kleberson yerine, hücumun tıkandığında sahaya sürebileceğin Ronaldinho otursa, kurtarıcı olarak Nilmar değil Pato oyuna girse daha mı kötü olurdu Brezilya için!!! Bunun hesabını Dunga verir artık...
Tekniği, oyun zekası kısıtlı, ayakları ağır, yaratıcılıktan uzak.Sadece fiziksel devamlılığı sayesinde isim yapmış bi forvet onu da kaybedince izlemesi çekilmez bi adam oluyor Torres.Hakkında yıldız golcü dendiğinde hep şaşırmışımdır.Sen golcüysen Ronaldo (Brezilya'lısı tabiki) ne, sen yıldızsan Messi ne? İmajın futbolcu bonservisine göstergesidir ayrıca.Saçlar orta okul talebesine dönünce havan da kalmamış yabancı.Transfer dedikodularında bazen Barcelona'nın Ibra'yı satıp Torres'i almak istediğini okuyunca deli mi bu Barca diyesim geliyor.Çünkü (mahalle ağzıyla söylersek) bildiğin en kötü İbo, bu Torres'i top die oynar...
Alışılageldiği üzere yine hakem hatasının skora etki ettiği maçı,(Xavi pası verdiğinde Villa açıkça ofsayt) yine kazanmak için oynayan ve yine daha çok hakeden kazandı.Orta sahada yaratıcılıktan uzak Tiago ve Meireles'in yanına stoper Pepe'yi de ekleyen Queiroz adını korkak hocalar arasına yazdırmış oldu.İspanya'yı yenmek isteyen takımlar Şampiyonlar Ligindeki Barca - Inter kapışmasının ilk maçını izlemeliler.Orta sahada kaptığı çabuk toplarla gerektiğinde 4-5 adamla hızlı hücumlar yaparsan İspanya'yı alt edersin.Aksi halde top ayağına yapışmış hissi veren Xavi - İniesta ofsaytta olsa bi boşluğu bulup Villa'ya golü yaptırır.
58. dakikada iki takımın yaptığı değişiklikler çizdi maçın kaderini.İspanya sahada yine dökülen Torres'i çıkarıp fizikli Llorente'yi sokarken, Portekiz fiziğiyle defansı rahatsız eden Almeida'yı çıkarıp Danny'i kanada, Ronaldo'yu forvetin ortasına çekti ve bir nevi yine Ronaldo'dan tavşan çıkarmasını bekledi.Ronaldo'nun etkili olması için öncelikle topu ona ulaştırmak gerektiğini unutan Queiroz maçı da İspanya'ya hediye etmiş oldu.
Portekiz adına sahanın en iyisi olan Coentrao'nun karşısında hırslı bi Ramos'u bulması genç oyuncu için şanssızlıktı.İspanya muhtemelen Paraguay'ı da geçip Arjantin - Almanya galibini yarı finalde bekleyecek.Bunda şüphe yok, peki ya birgün Villa'yı da kitlerlerse kim skor yapacak bunu düşünmeli Del Bosque.Solda içeri girip müthiş şut atma yeteneği olsa da Villa'yı formsuz Torres'in yerine tek forvet oynayıp, sola Pedro düşünülmeli belki de.
Sonuçta Portekiz birkez daha hayal kırıklığı yaratıp diğer kötü oynayan büyükler gibi evine dönerken Ronaldo da diğer Nike yıldızları gibi (Rooney, Drogba, Cannavaro, Ribery) bomboş bi turnuva daha geçirdi.
Arjantin'in kötü Meksika'nın etkili başladığı maçta önce yardımcı hakemin, ardından Osorio'nun fahiş hataları gelince 2-0'ı bulan Arjantin sıkmadan, kasmadan çeyrek finale çıktı.Nerdeyse her maçta yapılmaya başlanan hakem hataları can sıkıcı düzeyde.Bu arada maçtan sonra hakemin üzerine giden Meksikalılar ufak bi arbede yaratmış.
Arjantin kopuk kopuk oynamaya Almanya karşısında da devam ederse bu kez skoru almaları kolay olmaz.Ancak çabuklukta tavan yapmış hücum hattıyla ağır Alman stoperlerin başını ağrıtacak olan Tangocular yine de favorim.
Kötü futbol oynayan takımlar birer-ikişer elenirken bunun son halkası İngiltere oldu.Gruplarda oynadıkları kötü futboldan sonra birkez daha ne kadar abartılan bi takım olduklarını ispatladılar.Maçın başlamasıyla birlikte sahada ne yaptığını bilen, organize ve cesur olan takım Almanya idi.Terry ve Upson'ın müthiş hatasıyla Klose'nin ayağından ilk golü bulan Almanya, müthiş oynayan Müller'in yarattığı pozisyonlarda önce Klose'yle kaçırdı, daha sonra Podolski'yle ikiyi buldu.
2-0'dan sonra yüklenen İngiltere yan topla farkı bire indirdi.Daha sonra uzun yıllar tartışılacak Lampard'ın çizgiyi geçen vuruşu geldi.Net golü Uruguaylı hakemin vermemesi belki yıllar önceki bi hesabı kapattı, belki de turu haketmeyen İngiltere'ye verilmiş bi cezaydı.
İkinci yarıda Lampard'la bir topu direkten dönen İngiltere'nin tüm umutları uzaktan bulacakları bi golde gibiydi.Yine Lampard'ın kullandığı serbest vuruş sonrası, mükemmel kontraatağa çıkan Almanya Müller'le önce üçüncü, sonra dördüncü golü buldu.
Yarından itibaren İngiltere verilmeyen golü için ağlamaya başlayacaktır ancak şu bir gerçek ki gol verilse dahi kazanmaya yakın olacak taraf bu oyun kurgusuyla Almanya idi.Orta sahada başta Schweinsteiger olmak üzere mükemmel oynayan Almanya her zaman abartılan, her zaman hayal kırıklığı olan İngiltere'ye futbol dersi verip haklı olarak tur atladı.Çeyrek finaldeki Arjantin - Almanya kapışması mükemmel olacak.
Fiyaskonun mimarı, basın toplantısında tüm sorumluluğu üstüne almış.Kimin olacaktı sorumluluk demeye gerek mi var.Ekibini iyi hazırlayamadığını, herkesten özür dilediğini ve hayal kırıklığına uğradığını söyleyen Lippi, açıkçası Dünya Kupası'nı üst üste ikinci kez kazanmayı beklemediğini ancak bu kadar erken elenmenin de aklının ucundan geçmediğini söyledi.Tekrar göreve geldiği 2008'den beri hiçibir iyi maçı olmayan, geçen seneki Konfederasyon Kupası'nda ve oynadığı tüm hazırlık maçlarında takımının hali açıkça görülen ama ısrarla iyi olacaklarını söyleyen bi adamın iflası bu.Prandelli'nin aynı hatalara düşmeyeceğini, İtalya'da artık yeni bir dönemin başlayacağını umarak Dünya Kupasında tüm desteğimi Messi'li Arjantin'e kaydırmış durumdayım.
Sonunda, bu da oldu.Son Dünya Kupasının iki finalisti ilk turda elendi.Kimileri bunu sürpriz olarak değerlendirecek olsa da bence beklenen son buydu.Dünya Kupası bir turnuva ve bu süreç kadroların açıklanmasıyla başlıyor, hazırlık maçlarıyla devam ediyor.Daha grubun ilk maçları dahi oynanmadan ne takım arkadaşlarına, ne de teknik kadrolarına inancı olmayan, yetersiz toplulukların burada mutlu sona ulaşması imkansız.Lippi'nin takıntıları, haksızlıkları, saçmalıkları yüzünden başlayan bir süreçti İtalya'nın ki de.İki sezon boyunca ligin en etkili oyuncusu Cassano'yu, fiziğiyle şutlarıyla her an etkili olabilecek Balotelli'yi, takımdaki ender solak oyunculardan olan Rossi gibi yetenekleri almayarak zaten az olan şansını sıfıra indirmişti Lippi.Bunun üstüne artık eski günleri geride kalan Cannavaro, Zambrotta, Gattuso, Camoranesi'den medet umması, Gilardino, Iaquinta, Pepe gibi asla üst düzey olamayacak oyunculara sarılması başarılarla dolu bir kariyeri hüsranla çöpe atmasını sağladı.İtalya açısından utanç verici olan Dünya Kupası'nın en zayıf grubunda bir üst tura çıkamamasından çok, bu takımlara karşı maçın büyük bölümünde üstünlüğünü kabul ettirememesiydi.
Futbol da hayat gibi her geçen gün göstermekteki değişime açık olmayanlar, kişisel çekişmeleri, takıntıları bir grubun başarısından önde tutanlar, daha önce Fatih Terim bugünse Raymond Domenech, Marcello Lippi örneğinde olduğu gibi kaybetmeye mahkum olacaklar.
Grup maçları nihayet sonlanırken Güney Amerika takımlarının coşması, Afrika ülkelerinin hepsinin birden nerdeyse elenmesi dikkat çekici.Maradona bunu Güney Amerika elemelerinin çok zor olduğuna bağlamış.Bencede bu senede izlediğimiz Afrika Kupası bu takımların yetersizliğinin bi başka kanıtı gibiydi.Fizik tamam, atletiklik tamam ama en önemli noktalarda tıkanmaları, yardımlaşmadan ve takım oyunundan uzak görüntüleri, hepsinden önemlisi teknik eksiklikleri dünya futbolunda önemli noktalara çıkabilmelerini engelliyor.Şahsen Fildişi'nden umutluydum ama onlarda fos çıkınca ikinci turda daha az vuvuzela dinlemek olası.Bir başka akılda kalacak nokta hergün yenileri eklenen hakem fiyaskoları.Elle, kolla düzeltilen toplar, kalkan-kalkmayan ofsayt bayrakları, çıkan kolay sarı sartlar hepsinden önemlisi maçın skoruna direk etki eden skandal kırmızılar.Kaka, Behrami ve son olarak Gourcuff'un gördüğü kartlar.
Gruplara gelirsek A Grubunda başındaki Domenech'le hiçbir halt yiyemeyeceği belli olan Fransa grubu sonuncu kapatıp 2002'deki performansının bi tekrarını gösterdi.98'de şampiyonluk, 2002'de golsüz eve dönüş, 2006'da final, 2010'da yine skandal.Bir takım bu kadar uçlarda dolaşıyorsa futbol dışı sorunları olduğu aşikardır.Uruguay disiplinli futboluyla haklı grup birinciliğini aldı ve Güney Kore'yle eşleşti.Güney Kore, Nijerya'ya verdiği pozisyonları Uruguay'a verirse 5'lik olur çünkü karşısında bu kez altıpastan boş kaleye top yuvarlayamayan siyahi forvetler olmayacak.Arjantin'se Yunanistan'ı da geçerek 3'te 3'le 2006'dan sonra birkez daha Meksika'yla eşleşti.Meksika ne kadar koşsa, çırpınsada Arjantin ve Messi karşısında dayanamaz ve evine dönen diğer takım olur.Yunanistan maçında gerek kadrodaki revizyonu, gerekse yerinde değişikleriyle teknik direktörlüğe de ısınan Diego'nun karşı konulmaz futbol cazibesi herkesi Arjantin'i desteklemeye yakınlaştırıyor gibi sanki...
İlk iki maçında gol dahi atamayan Fransa'da sular durulmuyor.Domenech'e küfür ettikten sonra kadro dışı bırakılan Anelka'nın ardından, takım bugünkü idmanı boykot etti.Sahaya çıktıktan sonra kondisyoner ile tartışan Kaptan Evra,(ki hangi zekainin bunu koca Fransa'nın kaptanlığına getirdiği ayrı bi konu) tüm takımla konuştuktan sonra Domenech'e bir kağıt verdi ve takım idman yerinde taraftarlara imza dağıttıktan sonra soyunma odasına gitti.Kağıdı basın mensuplarına okuyan Domenech, Anelka kadro dışı kaldığı için takımın idman yapmak istemediğini söyledi.Bunların üzerine de artık bu takımla uğraşmaktan bıktığını söyleyen sportif direktör Jan Lui Valentin istifa ettiğini açıkladı.2008'de İtalya'ya 2-0 yenilip Avrupa Şampiyonası'na veda ettiği gece muhabire canlı yayında evlenme teklif edecek zekadaki Domenech'i kovmayıp, 2 senesinin daha kaybolmasını sağlayan Fransa Federasyonuna müstahak bunlar...
İtalya için yeni birşey yok.Her maç sonrası yapılan yanlış kadro seçimi tekrar edilecektir.Paraguay maçında hiçbir şey yapamayan Gilardino ve bugün bir kez daha futbolcu olmadığına kanaat getirdiğim Iaquinta'yı ileride bırakarak 4-4-2 sistemiyle Yeni Zelanda karşısına çıkan İtalya artık eski günlerinden çok uzakta olan Cannavaro'nun hatasıyla biraz da ofsayt kokan bi pozisyonda yenik duruma düştü.2006'da tüm turnuva boyunca (biri finaldeki hakemin yarattığı penaltı olmak üzere) sadece 2 gol yiyen İtalya'nın, daha ikinci maçında duran toptan başka hiçbir silahı olmayan, Avrupa'nın önemli liglerinde olsa kümede kalması imkansız olacak düzeydeki kadrosuyla Yeni Zelanda'dan da gol yemesi sorunun sadece hücumda olmadığını gösterdi.Golden sonra tamamen geriye çekilen Yeni Zelenda'nın üzerine bilinçsizce yüklenen İtalya, De Rossi'nin kurnazlığıyla penaltıyı ve eşitliği yakaladı.
Kilidi açacak oyuncusu olmayınca skoru değiştirme umutları kornerlerde yaratılacak karambollere ve De Rossi ile Montolivo'nun uzaktan atacağı şutlara kalmıştı.Devre arasında Gilardino ve Pepe'yi çıkartan Lippi bi anlamda yaptığı hatayı kabullense de ortada boşa harcanan bir devre ve hiçbir şeyin değişmediği ikinci devre vardı.Yılların kanat oyuncusu Camoranesi'nin oyun kuruculuğa soyunması, hücuma aktarılamayan toplar, nadiren aktarıldığında da Iaquinta'nın insanı futboldan soğutan tekniğiyle eriyip giden pozisyonlarla birkez daha beraberliğe razı oldu son Dünya Şampiyonu.Sezonu felaket halinde geçiren Juve'yi nerdeyse tam takım Afrika'ya götüren Lippi yönetimindeki İtalya bu görüntüsüyle ikinci turda Hollanda karşısnda havlu atıp evine dönecek gibi...
E Grubunda Hollanda beklenildiği gibi ikinci maçlar sonunda üst tura zorlanmadan çıktı.Portakalların fazla kasmadığı mücadelede galibiyeti getiren gol Sneijder'den.Jabulani'nin etkisi bu golde sanırım ilk kez gerçekten hissedildi.Grubun diğer maçı şu ana kadar turnuvanın en fazla pozisyonunun yaşandığı Kamerun - Danimarka mücadelesiydi.Kaybedenin turnuvaya veda edeceği maçta, ilk maçta orta sahanın sağında sıkışan Eto'o nihayet hücumda ikinci forvet olarak oynayınca golünüde attı, etkilide oldu.Sürekli pozisyon ve heyecanın eksik olmadığı maçta Danimarka, sahanın yıldızı Rommedahl'ın bir asist bir golüyle galibiyete uzandı.Kamerun çoğu Afrika takımının hastalığını, yeterli organize olamamanın cezasını evine erken dönerek ödedi. 